Tam Ekran İçin sağdan 3 . butona tıklayın


TARTAN KONAĞI - KARAMAN

Fotoğraf çekimleri SdcBilişim. (Çözüm ortağı firmamız, Emeğinize sağlık dostlar.)

  Tartan Konağı :  İki katlı, düz çatılı olup, orta sofalı plandadır. Her iki katın planı da aynıdır. Sofa, haçvari olarak düzenlenmiştir. Pahlı köşelerine odalar konulmuştur. Odalarda, seki altı ile seki üstü birer kemerle ayrılmışlardır. Burada bulunan alçı çiçeklikler, sedirler, yüklük-güsulhane ve ağzıaçıklar geleneksel özellikler içerirler. Ev, kalemişi süslemeleriyle bilinir. Kapıların üzerlerindeki üçgen alınlıklarda bitkisel bezemeli kartuşlar, oda çiçeklikleri ve tavan eteklerinde de zengin bitkisel bezemeler vardır. Çiçeklik süslemelerinin kimilerinde perde kimisinde de saat tasvirleri kullanılmıştır. Eve girilen çift katlı kapının söveleri devşirme malzemedendir.

Evin ilk sahibinin torunu olan Hacı Sami Tartan'ın, Karaman tarihinde önemli bir yeri bulunuyor. Bu önem, Türkiye ekonomisi açısından da özeldir. Hacı Sami Tartan, bir kaç arkadaşı ile birllikte, Karaman Milli Bankası'nın kurucuları arasında yer alır. Sudan elektrik üreterek, Karaman - Ereğli arasında tramvay çalıştırmak ve bu suyu Karaman Ovasına akıtmak için uzun çalışmalar yapar. 1908 yılında bir arkadaşı ile birlikte "Kumpanya" adını verdikleri bir alışveriş mağazası açarak günümüzdeki süpermarketlerin Anadolu'daki ilk temelini atarlar. Cumhuriyetin ilanından sonra, Karaman Çiftçi Bankası'nın kurulmasında görev alır. Arazilerin büyük olmasından dolayı daha verimli çalışmayı sağlayan iki adet tarım makinası icad ederek kullanır. Sanayi Bakanlığı Patent Enstiüsünden bu iki makinanın patentini alarak mucidi olur. İkametgah olarak kullandığı evi, burada doğan son bebek olan Remzi Bey'in (Tartanzade Hacı Sami'nin oğlu) olağanüstü fedakarlığı sonrasında, sembolik bir rakkamla İl Özel İdare'sine bağışlanır. Uzun zaman boş kalan yapı, restore edilerek Karaman Evi olarak ziyarete açılır. 

Tartan Konağı'nın en büyük özelliklerinden bir tanesi de birinci kat sofasının sekizgen kubbe eteğindeki süslemelerdir. İstanbul'daki Sultanahmet Camisi, bir saray, Beyazıt Yangın Kulesi, Çemberlitaş II.Mahmut Türbesi, İstanbul'dan bir köşk, çarklı vapur ve yelkenli gibi resimlerin işlendiği bu alan, ev sahibinin İstanbul'la ilişkili hayatından yansıyanlardır. 1861 Doğumlu olan Hacı Sami Tartan, Tartanzade Hacı Emin ile Anakadın'ın oğludur. Bir müddet bütün ailesi ile birlikte İstanbul'da yaşar. Eminönü'ne açtığı ofisinde, ithalat-ihracat işleri ile uğraşır. 1915- 1922 Yılları İstanbul'da geçer. Bu sırada, Eski Karaman Müftüsü, Yıldız Sarayı'nın imamı olarak görev yapmaktadır. Dolayısıyla, Karaman'lı bu girişken tüccarın sarayla iletişim olanağı oluşur. Tartan Evi'ni inşa eden dört yapı ustası, İstanbul'dan Karaman'a sırf bu iş için getirilirler. Hacı Sami Tartan'ın dedesi, Balyan'ların yanında yetişmiş bu dört ustaya yaptırdığı bu evde ne yazık ki çok az yaşar. Ölümünden sonra da ev oğlu Tartanzade Emin'e, onun ölümünden sonra da evlatlarına kalır.Tartan Evi'nde yaşamış bir diğer ünlü isim de eski Milli Eğitim Bakan'larından İbrahim Öktem'dir. İbrahim Öktem'in annesi, Hacı Emin Tartan'ın kızkardeşi olarak evin varislerinden birisidir. Aile bu evde yaşarken, ikinci katta bulunan odalardan birisinde İbrahim Öktem ve annesi, uzun yıllar kalırlar. Daha sonra kendi haklarını aileye devrederek Bursa'ya yerleşirler.

 

Tartan Konağı, 1841 yılında inşa edilir. Senekerim Balyan'ın yanında yetişmiş olan dört yapı ustası, Hacı Sami Tartan'ın dedesi tarafından Karaman'a getirilirler. Bu dört usta, büyükçe bir arazi içinde yaptkları evin üst sofa tavan göbeğini İstanbul resimleriyle süslerler. Konaktan önce bahçeye, bu gün yan tarafta görülmekte olan küçük ev inşa edilir. Konak daha sonra yapılır. Küçük ev de konağın mutfağı olarak kullanılır. Bahçede, içinde onlarca devenin, bir Kıbrıs eşeği ve sayısız hayvanın barındığı ahır ve samanlıklar, onların önünde de konukların ağırlandığı bir "konukevi" vardır. 1952 Yılında Hacı Sami Bey, Selanik göçmeni olan son eş ve oğul Remzi Tartan, konaktan ayrılıp, konukevine geçerler. Konakta da her odada ayrı bir oğul ve gelin yaşar. 1966 Yılında da Hacı Sami Tartan hayata veda eder. Bir müddet sonra da varislere yetmeyen konak bir bir terk edilip, metruk bir hale gelmeye başlar. Belediyeye devredilir. Bu devirde oğul Remzi Tartan'ın önemli bir gayreti vardır. Remzi Bey, halen konak hakkında geniş araştırmalar yapmaktadır. Konak restore edildikten sonra Karaman'a gelenlerce gezilmeye başlanır. Ama bu geziler sırasında, bunca araştırma yapan, burada doğmuş ve burada uzunca yaşamış olan Remzi Bey'in anlatıkları yerine daha farklı bir hikaye ile konak anlatılmaya başlanır. Ve kaçınılmaz olarak yanlış bir konak tarihi oluşur. Konağın bir hanımının İstanbul'lu olduğu söylenir, böyle bir şey yoktur. İstanbul tasvirleri, yapı ustalarının İstanbul'dan gelmeleri ve konak sahibinin İstanbul'la bağlantısından dolayıdır. Dolmabahçe Sarayı olarak gösterilen resim de hatalıdır, zira bu tarihte Dolmabahçe daha inşa edilmemiştir. Kız Kulesi denilen resim, Beyazıt Yangın Kulesi olmalıdır. 

 

Hasretin Kucağında Yaşayan Sevda Karaman Tartan Evi

İstanbul çok uzakta; Ama deniz bozkırın bağrında: HASRETİN KUCAĞINDA YAŞAYAN SEVDA "KARAMAN TARTAN EVİ"

Tartanzade Hacı Ahmet Efendi, bozkırın yegânesi… Şerife Hanım, iki denizin incisi… Bozkırın teni, denizin yüreği yanık… İstanbul nere, Karaman nere…! İki koca dünya, iki ayrı sevda, ama bir tek hikâye, tek ömür…

İkisi de aşkın tutsağı; ama Şerife Hanım, hasreti kucağında… İstanbul Karaman’ın çok uzağında, ama deniz bozkırın bağrında… Hasret, Şerife Hanımın ömrünü öğüten değirmen…

Ömür dediğin ne ki Tartanzade Hacı Ahmet’in yanında. Şerife Hanım hiç pişman değil denizleri bırakıp geldiğine… Ahmet Efendi, bozkırın yegânesi… Şerife Hanım, aşkın en güzeli…

Ahmet Efendi için ömür kısacık bir an, çünkü yanında sevdalısı var. Ve hasret… O söndürülemeyen yangın… Ne zaman lodos esse, ne zaman bir yıldız kaysa gökten, İstanbul düşüyor Şerife Hanımın yüreğine…

Sonra da gözlerinden iki damla yaş süzülüyor Şerife Hanımın. İki koca deniz. Biri Kara, biri Marmara…

Ahmet’in yüreği dalgalanıyor hanımının bu halini görünce. O zaman iki koca deniz, iki derin çizgi oluyor Ahmet’in alnına…

Mecnun olup düşmese de çöllere, Mecnunca bir yürekle dilenci oluyor Hakk’ın kapısında: “Görürsün sevdamın hali nice… Rabbim sevdama bir çare!” diye…

Gecelerden bir gece, Şerife Hanımın hali aşikâr… Ama Tartanların Ahmet, uyandığında sevinç içinde.. Bir ümit gördü Şerife Hanım efendisinin gözünde… Kundaktaki bebek gibi tertemiz, cıvıl cıvıl bir ümit… Sevinç, Şerife Hanımın gerdanına dizdiği inciler gibi dizildi Tartan Ahmet’in yüreğine…

En iyi ustaları tuttu. “Sevdama gönlümden daha güzel bir konak isterim” dedi.

Toprak, suyla bir olup burcu burcu koktu. İşin içinde sevda olunca, ustanın elinde nur oldu çamur. Sonra, en iyi nakkaşları çağırdı. Nakkaş, bozkırın yüreğini okudu gözlerindeki yaştan. Bütün gece bereket dilendi fırçasına Hakk’tan… Şerife Hanımın yüreğinden İstanbul’u işledi sofanın sekiz kubbesine… Ahmet Efendinin yüreğinden çiçekler serpti duvarlara…

Bir ulvî şafakta tanımışlardı birbirlerini İstanbul’da; yine ulvî bir şafakta, gönül gönüle girdiler konağa… Şükranlarını ilettiler önce Allah’a, sonra ustalara…

Bozkırın serabı değildi sofanın kubbesindeki İstanbul. Sultan Ahmet’ten davudî bir sesle okunan ezanı duyuyordu Şerife Hanım… Kız Kulesini okşayan dalgaları… Bir çarklı vapur geçiyordu gözlerinin önünden, sonra yelkenliler… Dolmabahçeden çığlık çığlığa martılar geliyordu.

Şerife Hanım ağlıyordu sevinçten… Ustalar mutluydu sevdaya döktükleri terden… Hakk izin verseydi, Ahmet’in huzuruna ortak olmak için yıldızlar bile inecekti gökten…

Görenler hayran oldular sevdanın konağına, Tartanzade Ahmet ile Şerife Hanımın adı da yazıldı aşkın yazgısına…

İnsanoğluydu onlar da, göçüp gittiler aramızdan. Onlar çamurdandı ama aşk nurdandı. Yıllar geçmiş aradan, ama bozkırdaki bu güzelliğin yok olmasına izin vermemiş Yaradan…

Yanıbaşındaki güzellikten uzak kalmaksa en acı gurbet, dileyelim ki bi<im aşkımıza da vesile olsun çektiğimiz hasret…!

 

TARTAN HOUSE

The Tartan House, located in the center of Karaman city, was built by Hacı Ahmet Efendi, a member of Tartanzade Family, in 1810. The building, with its layout based on a middle sofa and two flats, is one of the beautiful examples of Anatolian Turkish House Architecture. However, hand carving ornaments rather than wooden ornaments of the house are more striking. In the first floor’s octagonal ceiling, there are some pictures having images that could be used in Turkish art only after the Westernization process as in Sultanahmet Mosque, Dolmabahçe Palace, Maiden’s Tower, the Tomb of Sultan Mahmut, the second and paddle steamers, sailing ships, as well.

 



 




Bu Sayfaya
Website counter
Kez Bakılmıştır.

 

Galeri Sayfası

Tasarım : Onuncu Köy